William Pinckard
Çeviren: Hüsrev Aksüt
Oyun oynama, insani özelliklerin en eski ve en kalıcılarından biridir. Zarın Sümerler zamanında bulunması, oyun tahtalarını yansıtan Mısır freskleri, Viking zamanından kalma satranç taşları ve And Dağları'nın derinliklerinde yaşamış antik imparatorluklar tarafından inşa edilmiş top alanları gibi birbirinden bağımsız birçok kanıt, Kansas'taki Cumartesi Gecesi Poker Oyunları (Saturday Night Poker Games) ve Tokyo'da yapılan yıllık Go unvan maçları gibi çağdaş fenomenlerle doğrudan ilişkilidir.
Oyunlar inkâr edilemez bir şekilde uygarlığın getirdiği tabii bir sonuçtur. Hatta en ilkelleri bile belli seviyede karmaşıklık gerektirir. En önemlisi ise, oyunlar, soyut biçimde düşünebilme ve düşünceleri mantık çerçevesinde idare edebilme yetilerini gerektirir. Böylece, biçimsize biçim verip, büyük esrarengizliklerin gölgesinde küçük ve fark edilir modeller yaratırız.
Çok eski zamanlardan beri Japonya'da "3 Oyun" diye tabir edilen oyunlar; tavla, satranç ve go'dur. Satranç muhtemelen Hindistan'da, tavla Yakın veya Orta Doğu'da, go ise Han öncesi Çin zamanında doğmuştur. Tavla, zarlarla oynanan ve şans faktörünün baskın rolü olan bir kumar oyunudur. Satranç da eski zamanlarda zarlarla oynanmış, fakat günümüzdeki halini kraliyet toplumunun yapısından ve savaş taktiklerinden almıştır. Go, bu üçünden en soyut ve "açık" olanı olmakla beraber, karmaşık kurallardan uzak serbestliği, sade biçimi, akıcılığı ve engin oluşu ile düşüncenin esas yollarını yansıtan ideal bir ayna olmaya olağanüstü bir biçimde yakındır.
Çeviren: Hüsrev Aksüt
Oyun oynama, insani özelliklerin en eski ve en kalıcılarından biridir. Zarın Sümerler zamanında bulunması, oyun tahtalarını yansıtan Mısır freskleri, Viking zamanından kalma satranç taşları ve And Dağları'nın derinliklerinde yaşamış antik imparatorluklar tarafından inşa edilmiş top alanları gibi birbirinden bağımsız birçok kanıt, Kansas'taki Cumartesi Gecesi Poker Oyunları (Saturday Night Poker Games) ve Tokyo'da yapılan yıllık Go unvan maçları gibi çağdaş fenomenlerle doğrudan ilişkilidir.
Oyunlar inkâr edilemez bir şekilde uygarlığın getirdiği tabii bir sonuçtur. Hatta en ilkelleri bile belli seviyede karmaşıklık gerektirir. En önemlisi ise, oyunlar, soyut biçimde düşünebilme ve düşünceleri mantık çerçevesinde idare edebilme yetilerini gerektirir. Böylece, biçimsize biçim verip, büyük esrarengizliklerin gölgesinde küçük ve fark edilir modeller yaratırız.
Çok eski zamanlardan beri Japonya'da "3 Oyun" diye tabir edilen oyunlar; tavla, satranç ve go'dur. Satranç muhtemelen Hindistan'da, tavla Yakın veya Orta Doğu'da, go ise Han öncesi Çin zamanında doğmuştur. Tavla, zarlarla oynanan ve şans faktörünün baskın rolü olan bir kumar oyunudur. Satranç da eski zamanlarda zarlarla oynanmış, fakat günümüzdeki halini kraliyet toplumunun yapısından ve savaş taktiklerinden almıştır. Go, bu üçünden en soyut ve "açık" olanı olmakla beraber, karmaşık kurallardan uzak serbestliği, sade biçimi, akıcılığı ve engin oluşu ile düşüncenin esas yollarını yansıtan ideal bir ayna olmaya olağanüstü bir biçimde yakındır.


